Geçmişe biraz kafa yorunca babamın okumaya teşvik edici cinlikleri geliyor aklıma. Oyuncaktan çok kitap almıştır. (Çaktırmayın, hiç oyuncak almadı.) Ortaokulda, seçtiği kitapları derste okuyan Nurdan hoca -adeta çocuğuna yatağı başında masal okuyan anne gibiydi- sayesinde kitapla olan bağım kopmamış oldu. Fakat artan yaşıma tezat olarak okumaya karşı hevesimde bir azalma vardı. Belki de hayatımızın sınav odaklı olmaya başladığı yılların etkisiydi bu. Lise benim için büyük bir şans oldu. O yıllarda Millî Eğitim'in Edebiyat ders kitabının -ki hâlâ sakladığım tek lise ders kitabıdır- yazarı Sultan Mustafa bizim derslerimize giriyordu. Hem ders işleyişi hem sınavları çok farklıydı. Kompozisyon teşvikleri sayesinde yazmaya adım attım. Açıkçası yazacak çok şey yoktu çünkü yazacak bir şey bilmiyordum. Üniversite yılları okuma açısından çok verimli geçince bu konudaki eksiklik de bir nebze giderildi. İşte hocamın ektiği o tohum meyvesini bundan sonra vermeye başladı diyebiliriz.
İnsanın bildiği, öğrendiği sırada heyecanlandığı ve paylaşmak istediği şeyler vardır. Bu his çoğu zaman içimdedir. Nihayet bunları paylaşma fırsatını yakaladım. Kimi zaman okuduğum kitaptan aklımda kalanları, not aldıklarımı yazacağım, kimi zaman beğendiğim şiirleri paylaşacağım. Bazen sporu konu edeceğim (genellikle futbol hatta Galatasaray olacaktır, uyarıyorum) bazen de sinema filmlerini (bu alanda tatmin edici bir köşe olmasına çalışacağım) çekiştireceğim. Oyunları da es geçmek istemedim. Fırsat bulduğum müddetçe bu konuda da değerlendirme yapacağım. Kalemimden başlığında yer alan yazılar adından da belli olacağı üzere benim yazılarım olacak. Burada konu sınırı yok. Aklıma ne düşerse artık.
Okurken sizin için yazarken de benim için öğretici yönü baskın bir blog olması tek dileğimdir. Haydi hayırlısı...
