24 Temmuz 2012 Salı

Mankurtlar (Küçük Türkiye Milliyetçiliği) - Mümtaz'er Türköne

    Kitap ismini Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel adlı eserinde geçen Mankurt Efsanesi'nden  alır. Efsaneye göre acımasızlıklarıyla ünlü bir Moğol kabilesi  Juan-Juanlar esirlerine inanılmaz işkenceler edermiş. Bu işkencelerden birine "deri geçirme işkencesi" denirmiş. Önce esirin başı kazınıp saçları kökünden tek tek çıkarılırmış. Bir taraftan usta bir kasap da bir deveyi keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri olan boyun kısmını -henüz tazeyken- acılar içinde kıvranan tutsaklarının başına sıkıca sararlarmış. Çıkarmalarını engellemek için de ellerini ayaklarını bağlayıp ıssız bir yerde, güneşin altında, aç susuz bırakırlarmış. Taze deri kurudukça başlarını adeta bir mengene gibi sıkarmış. Dışa doğru büyüyemeyen saçlar içe doğru diken gibi büyür, dayanılmaz ağrılara yol açarmış. Böyle bir işkenceye maruz kalan bir insan ya ölürmüş ya da hafızasını tamamen kaybedermiş. Bir zaman sonra geri gelen Juan-Juanlar sağ kalan varsa onları alıp kendisini toparlaması için yedirip içirirmiş. Ve artık esirleri bir mankurt olurmuş. Mankurtlar geçmişlerini bilmez, efendilerine köpek gibi sadık olurmuş. Sorgulama yetilerini kaybettiklerinden en pis ve meşakkatli işleri yaparlarmış. 


       Hikâyeye göre oğlu esir alınıp mankurt yapılan Nayman ana, acı ve umutla karışık şekilde arayıp oğlunu buluyor ve bağrına basıyor. Oğlunu eski haline getirmek için ne kadar çabalasa da nafile. Oğul, yayını gerip oku Nayman ananın sol göğsüne saplıyor. Son sözü "Adını hatırla! Kim olduğunu hatırla!" oluyor.

         Sayın Türköne, 12 Eylül döneminde halkın mankurtlaştırılıp rahatça yönetilmesi için çeşitli işkencelerden geçirildiğinden bahsediyor. Ve soruyor: "12 Eylül işkencelerinden geçtikten sonra referandum paketine hayır oyu verenlerin, Nayman ananın oğlundan ne farkı var? Hayır dedikleri kendi geçmişleri ve kimlikleri değil mi?"


       İçeriğe Dair

    Kitabın içerisinde sol, yeni sol, CHP solu, Ergenekon, solcu mankurtlar, Kürt Kemalizmi (Apo'nun kendi sisteminde Kemalizmi örnek aldığından bahsediyor), sivil itaatsizlik, milliyetçilik, ırkçılık konuları üzerinden geçiyor. MHP milliyetçiliğinin bir zamanlar anti-komünizm temelindeyken sonra sonra anti-Kürtçülük dayanağına yaslandığı ve dini hassasiyet boyutundan arındırıldıktan sonra ırkçılığa dönüştüğü yönündeki saptamaları oldukça ilginç. Genel anlamda Kürt sorunu diye adlandırılan sorunun Kürtçe sorunu odaklı olduğunu ve çözülmesi yönünde zamanlaması iyi tedbirler alınmadıkça daha çetrefil hale geleceğini öngörüyor.

       Bir Paragraf

        "Sadece internetle sınırlı milliyetçiliğin, bu hastalığın (narsizm) özel türlerinden biri olduğunu gözlüyorum. Milliyetçilik özünde içerdiği birçok fikrin yanında bir toplumun kendi milleti ile gurur duymasıdır. Milletimiz büyükse, o zaman o milletin bir mensubu olarak bizler de büyük olmalıyız. Milliyetçiliğin sakin ve soğukkanlı dünyasından, bireyin egosunu şişirdiği hastalıklı dünyaya geçişte aşılan çok hassas bir eşiktir bu. Burada tersinden, birey kendi egosunu şişirmek, narsizme bir dayanak bulmak için milliyetçi olmaktadır. Milliyetçilik, kompleksli ve sorunlu bireylerin bu kişilik sorunlarını aşmak için başvurdukları basit bir meşrulaştırma aracına dönüşmektedir. Bu kişiler milliyetçiliği, üzerine binip yükseklere tırmanacakları bir uçan halı gibi görmektedir." (s.145)

         Derkenar                                                                                                                                    
       Kitap içerisinde çok kullandığımız "günah keçisi" ifadesinin hikâyesiyle karşılaştım. Çok hoşuma gittiği için sizinle paylaşmak istiyorum:

       "Günah keçisi" Tevrat'ta geçen bir hikâye. Kefaret günü ayinlerinde, Yahudi kavminin günahları bir erkek keçiye yükleniyor. Bu keçi kurayla belirleniyor ve Azazel isimli kötü ruhu yatıştırmak üzere uçurumdan aşağı atılıyor.