25 Temmuz 2012 Çarşamba

Tanıştırayım: "Ben"

    "Çernobil reaktör kazası, bir deney sırasında meydana gelen 20. yy'ın ilk büyük nükleer kazasıdır. 26 Nisan 1986 günü erken saatlerde meydana gelen kaza sonrasında..." Tüm dünyayı ilgilendiren bu büyük olayın yalnızca birkaç gün öncesine dönelim. Demiray ailesi dünyasının başka bir boyut kazandığı o güne...

    İşte bahse dair o gün Artvin'in Şavşat ilçesinin Cevizli Köyü'nde doğmuşum. Aynı yıl İstanbul'a taşınmışız. Okul yaşıma kadar kışları İstanbul'da yazlarıysa köyle geçirdim. Diyebilirim ki çocukluğum kimlik bunalımıyla geçti; köylü müyüm şehirli miyim, bilemedim. Köpeğim, koyun ve ineklerimizle ahşap evimizde geçirdiğim köy hayatı bir yanda, mahalle arkadaşlıklarının betonarme köşelere sıkıştığı İstanbul yaşantısı diğer yanda... O yıllar hayal meyal hafızamda şimdi. Hızlı hızlı geçsem iyi olacak...

24 Temmuz 2012 Salı

Mankurtlar (Küçük Türkiye Milliyetçiliği) - Mümtaz'er Türköne

    Kitap ismini Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel adlı eserinde geçen Mankurt Efsanesi'nden  alır. Efsaneye göre acımasızlıklarıyla ünlü bir Moğol kabilesi  Juan-Juanlar esirlerine inanılmaz işkenceler edermiş. Bu işkencelerden birine "deri geçirme işkencesi" denirmiş. Önce esirin başı kazınıp saçları kökünden tek tek çıkarılırmış. Bir taraftan usta bir kasap da bir deveyi keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri olan boyun kısmını -henüz tazeyken- acılar içinde kıvranan tutsaklarının başına sıkıca sararlarmış. Çıkarmalarını engellemek için de ellerini ayaklarını bağlayıp ıssız bir yerde, güneşin altında, aç susuz bırakırlarmış. Taze deri kurudukça başlarını adeta bir mengene gibi sıkarmış. Dışa doğru büyüyemeyen saçlar içe doğru diken gibi büyür, dayanılmaz ağrılara yol açarmış. Böyle bir işkenceye maruz kalan bir insan ya ölürmüş ya da hafızasını tamamen kaybedermiş. Bir zaman sonra geri gelen Juan-Juanlar sağ kalan varsa onları alıp kendisini toparlaması için yedirip içirirmiş. Ve artık esirleri bir mankurt olurmuş. Mankurtlar geçmişlerini bilmez, efendilerine köpek gibi sadık olurmuş. Sorgulama yetilerini kaybettiklerinden en pis ve meşakkatli işleri yaparlarmış. 


18 Temmuz 2012 Çarşamba

Gör

Bileğine fazla güvenme sakın
Tutunduğun dallar kırılsın da gör
Kederler var ki ölümden baskın
Acısı yakana sarılsın da gör

Dertli, derman diye ağular içer
Bu devran böyle gelir de geçer
Bir gün biri gelir bir hesap açar
Cevabın yok ise sorulsun da gör

Yolcuysan kılavuz ara özüne
Tuzaklar cahilin gelmez gözüne
El âlemin aldanırsan sözüne
Yoluna dikenler serilsin de gör

Hayat zorlu bir ders, sorusu pek zor
Bilmediğin varsa bir bilene sor
Dikine gidenler niçin gülmüyor
İnadın hesabı görülsün de gör

Sultan Mustafa'yım dostlarla varım
Sözü dinlemeyen dosta yanarım
Bir gün gelir biter bu havalarım
Gururun kibirin yorulsun da gör

Sultan Mustafa

Nasıl Başladım? Amacım Ne?

     Geçmişe biraz kafa yorunca babamın okumaya teşvik edici cinlikleri geliyor aklıma. Oyuncaktan çok kitap almıştır. (Çaktırmayın, hiç oyuncak almadı.) Ortaokulda, seçtiği kitapları derste okuyan Nurdan hoca -adeta çocuğuna yatağı başında masal okuyan anne gibiydi- sayesinde kitapla olan bağım kopmamış oldu. Fakat artan yaşıma tezat olarak okumaya karşı hevesimde bir azalma vardı. Belki de hayatımızın sınav odaklı olmaya başladığı yılların etkisiydi bu. Lise benim için büyük bir şans oldu. O yıllarda Millî Eğitim'in Edebiyat ders kitabının -ki hâlâ sakladığım tek lise ders kitabıdır- yazarı Sultan Mustafa bizim derslerimize giriyordu. Hem ders işleyişi hem sınavları çok farklıydı. Kompozisyon teşvikleri sayesinde yazmaya adım attım. Açıkçası yazacak çok şey yoktu çünkü yazacak bir şey bilmiyordum. Üniversite yılları okuma açısından çok verimli geçince bu konudaki eksiklik de bir nebze giderildi. İşte hocamın ektiği o tohum meyvesini bundan sonra vermeye başladı diyebiliriz.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Bitişler Başlangıçlar

    5 yıl öncesine kadar sosyal siteler bu kadar yaygın değildi. "MSN Spaces" kendini ifade etmenin en iyi yoluydu o zamanlar. Bugünün blog anlayışının başlangıç noktasıdır belki de. Her neyse... Kendime ait alanımda 2-3 senelik birikimim vardı; fotoğraflar, videolar, yazılar, şiirler... Bugün bu siteyi doldurmak için bazı yazıları kopyalayacaktım. Bana en çok lazım olduğu anda MSN Spaces hizmetinin kaldırılmış olduğunu öğrendim. Resmen yıkıldım. Onca birikim kayıp gitti ellerimden.